Bu, yeni bir dilin, modern yaşamın deneyimlerinden ve gereksinimlerinden doğan bir dilin kitabı. Öyküsü, on sekizinci yüzyıl Paris’inde, modern bir toplum yapısının henüz yerleşmeye başladığı yer ve zamanda başlar. Sanayileşme henüz başlamamıştır ancak bu metropolün içinde dinamik bir ekonomi, akışkan, açık ve çoğulcu bir yaşam ortaya çıkmaktadır. Hem canlandırıcı hem de korkutucu olanaklarla dolu yepyeni bir dünya var olmak üzeredir. Bu paradoksal bir çağın başlangıcıdır; her zaman saklı kalan ya da bastırılan insan dürtüleri, enerjileri ve potansiyelleri ortaya çıkar, ancak insanın beceri ve yetilerinin gelişimine sistemli bir kendine yabancılaşma eşlik eder:
“Elimizde tuttuğumuzu sandığımız nesne, izleyebileceğimizden çok daha büyük bir hızla elimizden uçtu; tam elimizde olduğunu sandığımız anda kendini dönüştürdü ve önümüze geçti. Artık içinde seyahat ettiğimiz ülkeyi tanıyamaz, hakkında bir şey düşünemez olduk. Önümüzde uzanan yol, giderek genişledi ve sonsuz biçimde uzadı. Bu yüzden, kendimizi, sona ulaşamadan yorduk; daha fazla zevk aldıkça, mutluluk da bizden o kadar fazla uzaklaştı. [Emile, Jean-Jacques Rousseau] ”